Macera Dolu Yolculuklara Hazır Olun: Gezginler İçin Hayatta Kalma Kiti Serisi – İngiltere
- Traveler A
- 26 Şub
- 4 dakikada okunur
Tarihi dokusu, büyüleyici mimarisi ve enerjik atmosferiyle Londra, gezginler için tam anlamıyla bir açık hava müzesi. Bu yazıda, Victoria’da başlayan yolculuğumuzda edindiğimiz deneyimleri ve şehirde rahatça dolaşmanın püf noktalarını paylaşıyoruz.
Ulaşım: Şehrin Nabzı Metroda Atıyor

Londra’da ulaşım konusunda söyleyebileceğimiz ilk şey: metro ağı mükemmel! Şehrin hemen her köşesine uzanan bu sistem sayesinde, merkezde kalmasanız bile kolayca dilediğiniz yere ulaşabiliyorsunuz. Biz Victoria Tren İstasyonu yakınlarında konakladık ve şehirdeki tüm gezilerimizde metroyu kullandık.
Kart almakla uğraşmadık — temassız kredi kartımızı direkt turnikelerde okutarak seyahat ettik. Bu sistem hem pratik hem de “daily cap” (günlük maksimum ücret) uygulaması sayesinde ekonomik oluyor; gün içinde belirli bir limite ulaştığınızda fazlası otomatik olarak ücretsiz sayılıyor.
Şehre gelirken Gatwick Havalimanı’ndan, dönerken ise Heathrow’dan uçtuk. İkisi de şehir merkezine tren ve metro bağlantısıyla oldukça rahat erişim sağlıyor. Gatwick Express veya Heathrow Express trenleri, hızlı ama biraz pahalı seçenekler; eğer vaktiniz varsa metro ya da standart tren hatlarını da tercih edebilirsiniz.
Önemli Uyarı: Kredi kartları hem binerken hem inerken okutuluyor. Bu sebeple bireysel olarak herkesin 1 kredi kartı olması gerekiyor.
Konaklama: Merkezde Olmak Şart Değil
Londra’da konaklama ücretleri merkeze yaklaştıkça ciddi şekilde artıyor. Ancak şehrin ulaşım ağı o kadar gelişmiş ki, merkezde kalmak neredeyse gereksiz. Biz Victoria bölgesinde küçük bir otelde kaldık; metro istasyonuna yürüme mesafesinde olması her şeyi kolaylaştırdı. Önerimiz: konaklama seçerken merkeze yakınlık yerine “yakın metro durağı var mı?” sorusunu sorun. Böylece hem bütçenizi korur hem de rahat bir gezi planı yapabilirsiniz.
Londra'da Görülmesi Gereken Yerler
Londra’nın her köşesi, tarihle modernliğin iç içe geçtiği canlı bir açık hava müzesi gibi. Bizim rotamızda hem klasik turistik duraklar hem de sinema ve kültür meraklılarına hitap eden noktalar vardı:
Big Ben ve Westminster Abbey


Thames Nehri kıyısında yer alan Big Ben, Londra’nın tartışmasız en ikonik simgesi. Saat kulesinin yanındaki Westminster Abbey ise sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda İngiltere tarihinin kalbi gibi, kraliyet düğünleri, taç giyme törenleri ve
önemli anlar hep burada yaşanmış. Sabah saatlerinde gitmek hem kalabalıktan kaçmak hem de nehir kıyısında yürüyüş yapmak için en güzel zaman.
Buckingham Sarayı

Kraliyet ailesinin resmi ikametgahı olan Buckingham Sarayı, Londra’nın en çok merak edilen yapılarından biri. Biz özellikle sabah erken saatlerde nöbet değişimini izlemeyi öneriyoruz. Askeri törenin ritmik adımları ve müzikleriyle tam bir görsel şölen.
Wellington Arch

Hyde Park Corner’da yer alan bu zafer takı, 19. yüzyılda İngiltere’nin askeri başarılarını simgelemek için inşa edilmiş. Üzerindeki bronz atlı heykel Avrupa’nın en büyüklerinden biri.
Biz buraya genellikle sabah yürüyüşlerimiz sırasında uğradık.Özellikle gün doğumunda etrafındaki yeşillikler içinde çok güzel fotoğraflar çekilebiliyor.
National Gallery & Trafalgar Meydanı

Londra’nın sanat kalbi burada atıyor diyebiliriz. National Gallery yüzlerce esere ev sahipliği yapıyor. Galerinin hemen önündeki Trafalgar Meydanı, hem şehir etkinliklerinin hem de turistlerin buluşma noktası. Biz burayı akşam üzeri ziyaret ettik. Meydandaki canlı atmosfer gerçekten enerjik bir hava katıyor.
Royal Albert Hall

Kraliyet ailesinin desteğiyle 1871’de açılan bu salon, klasik müzikten rock konserlerine kadar geniş bir etkinlik yelpazesine sahip. Binanın mimarisi hem dışarıdan hem içeriden büyüleyici; eğer zamanınız varsa bir konser veya tura katılmak Londra kültürünü gerçekten hissetmenizi sağlıyor. Biz bir etkinliğe katılım sağlayamadık ama içeriye kısa bir göz atma fırsatı bulduğumuz yerlerden biri oldu.
Warner Bros. Studio Tour London – The Making of Harry Potter
Londra dışındaki Leavesden’de yer alan bu stüdyo turu, Harry Potter hayranları için adeta bir rüya. Filmlerde kullanılan orijinal setler, kostümler ve özel efektler birebir sergileniyor. Bizim için en unutulmaz anlardan biri Büyük Salon’a adım atmaktı. Film sahnesine girmiş gibi hissediyorsunuz. Biletleri önceden almak şart, çünkü haftalar öncesinden tükenebiliyor. Biz Victoria Otobüs İstasyonundan başlayan bir tur ile gittik. Tur biletlerini direkt bu şirketlerden alabiliyorsunuz ama biz şirketleri bilmediğimiz daha önceden de kullandığımız get your guide sitesinden aldık. #Reklamdeğildir.
British Museum

Dünyanın en kapsamlı müzelerinden biri olan British Museum’da, antik uygarlıklardan modern tarihe uzanan binlerce eser bulunuyor. Rosetta Taşı, Mısır mumyaları ve Parthenon heykelleri en çok ilgi gören bölümler. Giriş ücretsiz, bu da Londra’da bütçeyi dengelemek isteyen gezginler için büyük avantaj. Biz birkaç saatte gezmeye çalıştık ama aslında tam bir gün bile yetmez. Ülkemizden de bir şekilde gelen bir çok eseri de görmek mümkün.

Leadenhall Market
Londra’nın finans merkezinde, gökdelenlerin arasında saklanmış bir mimari hazine. 14. yüzyıldan kalma bu kapalı çarşı, renkli cam tavanlarıyla büyüleyici bir atmosfere sahip. Harry Potter hayranları burayı “Diagon Alley” sahnelerinden hatırlayabilir. Biz akşam üzeri uğradık. Kalabalık çok fazla değildi.
Londra Kalesi (Tower of London)

Thames Nehri’nin kenarında yer alan bu kale, İngiltere tarihinin en dramatik sahnelerine tanıklık etmiş. Yüzyıllar boyunca hem kraliyet ikametgahı hem hapishane olarak kullanılmış. Bugün Kraliyet Mücevherleri’ne ev sahipliği yapıyor.

Londra Doğa Tarihi Müzesi (Natural History Museum)
Londra’nın en güzel binalarından biri. Dev dinozor iskeletleri, volkanik taş örnekleri ve etkileşimli sergilerle hem yetişkinlere hem çocuklara hitap ediyor. Giriş ücretsiz, müze içindeki sergiler saatlerce vakit geçirtecek kadar zengin.
Müzeler için önemli not: British Musuem, Doğa Tarihi Müzesi ve National Gallery ücretsiz. Fakat girişlerde beklememek için sitelerinden rezervasyon yapılmasını öneriyoruz.
King’s Cross İstasyonu

Sadece bir tren istasyonu değil — bir kült ikon. Hem Viktoryen mimarisiyle hem de Harry Potter Platform 9¾ sahnesiyle ünlü. Biz de tabii ki bavulumuzu duvara doğru itmedik. Duvara toslamak hoş olmazdı. :) Ayrıca etrafındaki modern kafe ve restoranlar, dinlenmek için güzel bir durak.

Londra’da Ne Yenir?
Londra mutfağı genellikle “dünya mutfağı”yla iç içe. Yani her damak zevkine uygun bir şey bulmak mümkün. Denemeniz gereken birkaç klasik:
Biz kahvaltılarımızda hızlı seçenekleri değerlendirdik. Gezilecek yerler yemekten daha önemli Londra'da.
Fish & Chips: Geleneksel İngiliz kızartması, genellikle pub’larda servis edilir.
Full English Breakfast: Yumurta, sosis, fasulye, mantar, domates ve tostla dolu doyurucu bir sabah kahvaltısı.
Afternoon Tea: Çay saatini bir ritüel haline getiren bu deneyimi, tarihi bir otelde ya da küçük bir kafede mutlaka yaşayın. Çay turları da bulunuyor. Çift katlı otobüsler ile şehir turu atarken çayınızı yudumlayacağınız turlar farklı bir deneyim sunuyor.
Ben termosuma çay alıp bu işi ucuza getiririm derseniz, rotası şehir merkezinden ve önemli noktalardan geçen çift katlı otobüsleri de tercih edebilirsiniz. :)
Genel İzlenim
Londra kesinlikle pahalı bir şehir ama sundukları her kuruşuna değiyor. Her köşesinde bir hikâye, her sokakta bir sürpriz var. Nisan ayında bile hava serin olsa da, şehrin enerjisi sizi ısıtıyor.
Londra, her gezginin en az bir kez deneyimlemesi gereken bir şehir.
İster sanat ve tarih için gidin, ister parklarında kahve içmek için...
Her ziyaret, şehri yeni bir yönüyle tanımanızı sağlıyor.
Bizim için bu yolculuk, 4 gün boyunca Hyde Park'ta başladı Victoria metro istasyonun da bitti...



Yorumlar